Bugun...
SON DAKİKA

KARADUT…

 Tarih: 19-07-2020 21:10:00
Mirza Arabacı
Derler ki, “anlamak delirmektir.”

Memlekette olan bitene akıl, vicdan ve sağduyuyla bakan her normal insan bir biçimde deliriyor.

 Hiç kimse muaf değil bundan;  yeter ki yaşananlara objektif bakabilsin, adalet duygusunu, vicdanını yitirmemiş olsun.

Toplum bir bütün olarak deliriyor.


Haberlere bakınız!

Gazete sayfalarına, haber sitelerine, makalelere, köşe yazılarına…

Ölümden, kavgadan, hakaretten başka bir şey yok! 

Yakıp yıkıyoruz.

Bizden olmayana, bizim gibi düşünmeyenlere hadlerini bildiriyoruz.

Hakmış, adaletmiş, vicdanmış umurumuzda bile değil.

Tek ve mutlak doğru bizim tekelimizde.

En basitinden memleketi yönetenlerin, yönetmeye talip olanların diline, üsluplarına, muhalif belediyelerdeki meclis oturumlarına bakınız…

Sevgi değil düşmanlık, iyilik değil kötülük üretiyoruz.

Yaban hayvanlarının parayla katledilmesinden ,  ‘doğal’ felaketlere, kıyıların, ormanların, derelerin tahrip edilmesinden, trafik kazalarına kadar, nereye
bakarsak bakalım, benzer manzarayı görüyoruz, hangi dalı tutsak elimizde kalıyor.



Ekonomi berbat.

Gelir dağılımı korkunç.

İşsizlik çığ gibi büyüyor.

Eğitim-öğretim yerlerde sürünüyor.

Adalet sisteminin elle tutulur bir tarafı kalmamış.

Dış politika dersen kavgalı olmadığımız ülke sayısı bir elin parmaklarını geçmez…

Üstüne üstlük bir de başımızda korona salgını belası var.

Sürekli bir can telaşı, mütemadiyen bir hayatta kalma kaygısıyla yaşıyoruz.


Hülyasını kaybetmiş, ümitsiz, yarınsız, geleceğe güvenle bakamayan insanların çok olduğu bir toplumda, öyle bir ülkede ne barış olur ne istikrar…

Nitekim yok.

Toplum karpuz gibi ortasından ikiye ayrılmış.

Kimse kimseyi dinlemiyor.

Sabah kalkıyoruz hakaret, aşağılama ve tehdit, akşam yatıyoruz aynı… Bir kısır döngü içindeyiz, dön baba dön, dönüyoruz.

Böyle giderse ortak vatan, ortak gelecek kaygısını yitireceğiz.

Bu gidiş iyi bir gidiş değil.

Bu gidişin sonu felaket.

Toplumların tarihinde 15-20 yıllık süreler,  cim karnında noktadır.

Bu bile bize yetti.

600 yıllık Osmanlı, 100 yıllık cumhuriyet döneminden geriye elimizde, medeniyet namına fazla bir şey kalmadı.

“Anadolu irfanı” denilen ferasetten, anlayıştan kalakala bu kaldı; kin, nefret, düşmanlık, yağma ve talan…

“Sebep olanlar utansın” demeyeceğim çünkü utanacak yüz kalmadı.

Utancı dipsiz bir kuyuya, merhameti Kafdağı’na gönderdik.

İyilik, adalet ise kitaplarda kaldı…

Hülasa:

Bir kaderin değil, kader deyip geçemeyeceğimiz, kabullenmek suretiyle normalleştiremeyeceğimiz, bir tür keder yumağının içindeyiz.


Lafı uzatmayayım.

Bildiğimiz şeyler bunlar.

Böyle bir hayat sürgit devam edemez.


Hiçbir toplum buna uzun süre dayanamaz.

Biz de dayanamayız.

Bir çaresi olmalı…

Nasıl kurtulacağız bu cendereden?

Nasıl çıkacağız bu kuyudan?

Bir çaresi olmalı…

“Karadutun lekesini, sadece kendi yaprağı çıkarırmış. Eskiler; "insan da aynı bu ağaç gibidir." derler. Yarasına ilacı başka yerde arayan yanılırmış. Her yaranın merhemi, kendi dalındaymış”
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI